.Bir Hayal Dunyasi.

Kategori Öykü

.monolog: peydah.

odası kırmızı boyalı kız çocuğu hatırlıyorum. Henuz onu bilmiyorum. tanışmadık. ama hatırlıyorum. elimdeki parmaklar kadar gerçek olduğunu biliyorum. odamın hemen yanında odası.

benden merhaba bekliyor. haksız. ben hiçbir zaman merhabayla başlamadım cümlelere. ıkınır gibi eh, şt, pşt, gibi ekler türettim duygularımdan. bir yabancının tadına bakmak için en dolanmaçlı yoldu merhaba.

klişe..

kahkullerinin arasında bekliyor beni. bakmıyorum. bugün canım istemiyor. canım.. canım bu zamanlar zaten bir garip. içimde sigara söndürülmüş gibi. neyse bakmıyordum ben. hikaye de böyle birşeydi.

zaman senin için akan birşeyken, benim için dudaklarıma sürdüğüm nemlendirici kadar basit, sıkıcı. bahsettiğin nefret hikayelerinin arasında geziniyorum. oralarda biryerlerde, sana bahşettiğim doluca kibir serpilmiş üzerine. bundan bahsediyorsun. buna bağırıyorsun. buna ölüyorsun..

oysa yalan.. hayat ölüm kadar inandırıcı değil. o kadar basit değil.

hayat… o kahkullu kızın azgınlığında.. dudaklarında.. cilvesi ve yalanlarında..

bakmadığım…

 

İkili Mektuplar – 2

İyi birisimiyim bilmiyorum. Yaşadıklarım, aldığım tavırlar, esirgemediğim sinir harplerim, tutkularım, karşımdakinin görmüş olduğu kadar yer etti anılarımızda. Bazen gecenin bir körü ya da bazen tam kafamı yastığa koyduğumda, ” O ” geliyor aklıma. Kollarımda uyumuş ve sabahı birlikte karşıladığımız ilk ve son gündü. Evine bıraktım, Kadıköy’e yürüyordum. O sabah bir de köpeğimiz olmuştu, neyle besleyeceğini sormak için beni aramış, beşinci çağrısında cevap verebildim. Başıma birşey geldiğinden korkmuş ama sesimi duyunca rahatladı. “Süt ve ekmek” dedim, “ona süt ve ekmek verirsen bak nası köpeğin oluyor” … Kadıköy’ü öyle hatırlıyorum. O sabahki rüzgar kokusu sinmişti sahile, otobüsten indim. Sabah altı, yedi gibiydi. Yeni yeni uyanıyordu çevrem. Boğaz puslu ve anılarım gözlerimde buğulu, duygularım karmaşa içinde, iskelede oturmuş vapuru bekliyordum.

Parlak kırmızı babetleri, siyah mini eteği, sapsarı saçları, yeşil gözleri, ince hafif tebessümlü dudaklarıyla karşıma oturdu. Tebessümleri seviyorum. Severdim. Beni henüz farketmemişti. Böyle topluca beklenen yerlerde, herkes için ufak fikirler hazırlarım. Hepimizin hayatının ortak noktası, o durakta beklemektir, hiç bir zaman aynı manzaraya bakmadan, gelip geçeriz kendimize ait toplu yalnızlıklarımızla. Süslenmişti. Süsü sevmezdim. Bacakları düzgün, kalçası ufak, göğüsleri hafif irice, giyimi sade, ama kışkırtıcı bir kokusu vardı. Gözlerine denk geldim. Afallamayla karışık şaşkınlık içinde bakışlarıyla cebelleştim. Kendimi çıplak hissediyor, utanıyordum. Benim hakkımda fikirler üretiyordu. Sezgilerini kullanıp, kendini, benim de diğerleri gibi biri olduğuma inandırdı. Yada daha anca uyanabilmiş, etrafını yeni yeni keşfediyordu.

Ortak noktamız, başımıza geleceklerden ikimizde habersizdik.

İkili Mektuplar – 1

Yapış yapış parmak izi kokan bir barın loş köşesinde, dudaklarıyla özensiz şekilde tuttuğu cigarasını, bir kez daha üfledi içime. Bundan zevk alıyordu, ve biliyordu bunu istediğimi. Yanık bir koku, parfüm, ruj, içime doluyor, bana bakıyor, ve özü güveninde bir tebessüm yerleştiriyordu hatırama. Yorgun ve bir an önce dumandan kurtulmak ister vaziyetteydim. Ama o, benimle, beni izlerken, huysuzlugumu cebime sıkıştırdım. Bir yandan tebessüm koyup bir yandan kulağımda ıslaklığını hissediyordum. Fısıltıyla karışık öpücükler. Gözlerimi kapadım.

Sabahın soğuk esintisi ellerimde burkulurken, çıktım evinden. tanımadığım sokaklar, tanımadığım ayyaş, tanımadığım gün ve kaldırımlar… Gözlerimi kapatmak, beni kentin başka bir çıkmazına atmış, adının karmaşasını zor hatıladığım bir dilberin, sıcak ve terli koynunu terk etmeme yol açmıştı. Bunları düşünürken Kuzguncuk sahiline inmiş, dünden kalmış ıslak ve son cigarayı yakmıştım. Havanın cilveside, benim kadar kasvetli bir paranoya içinde dönüyor, ne yağıyor ne de açıyordu. İçim sıkıldı. Boğaza nazır bir parkın, sidik kokan bir bankına oturdum.

Dayım geldi aklıma. Onu çocukken tanıdım ben. Ailenin huysuz ve muzur olanıydı. Tercihlerinin sonuçlarını yaşadı. Sonuçlar bizden ve ondan çok şey götürdü. Bir keresinde rüyamda onu görüp, ” dayı ” diye haykırarak ona sıkıca sarıldığımı ama o yine  dimdik durup sarılmak istemezmişçesine bana bakıyordu. Yüzünü artık hatırlamadığımı, ve artık bunca zaman sonra bir araya gelsek bile, o eski aile olmayacağımızı, yiğenlerimin bana bir yabancıymış gibi bakacağını farkettim. Simitçinin çığlığıyla irkildim. Geç kalmıştım. toparlanıp, Kadıköy’e gitmek için hırıltı cıkaran ihtiyar otobüsü beklemeye başladım.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 98 other followers