.monolog: peydah.
odası kırmızı boyalı kız çocuğu hatırlıyorum. Henuz onu bilmiyorum. tanışmadık. ama hatırlıyorum. elimdeki parmaklar kadar gerçek olduğunu biliyorum. odamın hemen yanında odası.
benden merhaba bekliyor. haksız. ben hiçbir zaman merhabayla başlamadım cümlelere. ıkınır gibi eh, şt, pşt, gibi ekler türettim duygularımdan. bir yabancının tadına bakmak için en dolanmaçlı yoldu merhaba.
klişe..
kahkullerinin arasında bekliyor beni. bakmıyorum. bugün canım istemiyor. canım.. canım bu zamanlar zaten bir garip. içimde sigara söndürülmüş gibi. neyse bakmıyordum ben. hikaye de böyle birşeydi.
zaman senin için akan birşeyken, benim için dudaklarıma sürdüğüm nemlendirici kadar basit, sıkıcı. bahsettiğin nefret hikayelerinin arasında geziniyorum. oralarda biryerlerde, sana bahşettiğim doluca kibir serpilmiş üzerine. bundan bahsediyorsun. buna bağırıyorsun. buna ölüyorsun..
oysa yalan.. hayat ölüm kadar inandırıcı değil. o kadar basit değil.
hayat… o kahkullu kızın azgınlığında.. dudaklarında.. cilvesi ve yalanlarında..
bakmadığım…