
İçinde bulunduğum ruh halini anlatamam. İki hafta içinde bambaşka bir hayat tarzı, disiplin, terbiye vb. şeylerle karşılaşacağım. Aslında beni korkutan ya da çekindiğim şeyler yok. Her türk erkeğinin başına gelmesi “zorunlu” olan şeyleri ben de tecrübe etmiş olacağım. Koğuş havası, bütün herşeyden, herkesden uzak bir sosyalleşme platformu.
Ben öyle yalnızlıktanda çekinen biri de değilim. Yalnızlık her zaman üstesinden gelebildiğim bir oyuncak. Ama bütün bu şeyleri yaşacak olmak ve limitli zamanın olması yani bu tecrübenin öncesinde yaşananlar, herşey bir başka. Sanki yarın öleceğini bilmek gibi. Bu yaşamadan tecrübe edebileceğiniz bir durum değil.
Bir bakıma hayatımı planlamam, displine etmem, şöyle herkesten uzak ve müdahalesiz düşünmem için biçilmiş kaftan.
Bazen sadece öfke duyuyorum aslında. Tam en verimli olabileceğimiz, kendimi bir şekilde kurtarabileceğim zamanda önüme konan bir engelmiş gibi geliyor. Bütün gün evde oturup göt büyüterek ve her şeyi erteleyerek kendime olan güvenimi kaybetmeyi, mesleğimden uzaklaşmayı ve hayatımdan çalınan vakitlerin bir bir yok olmasını izliyorum.
Başka bir bakış acısı olarak iyi yanlarını düşünmeye çalışarak, aslında bu vakitlerin kayıp değil, yaşanması gereken bir süreç olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Döndüğüm zaman yapacaklarımı düşünerek biraz kendimi iyileştirmeyi umuyorum.
Belirttiğim gibi, her soru, bilinmeyen ama sonuca varacak olan denklemler topluluğu gibi. Değişik piskoloji ve bununla mücadele edebilmek.
Özleyeceğim pek insan yok ve veda işinde o kadar da iyi değilimdir.
Hani o hep sözüne ettiğim, “biraz gitmek lazım buralardan” masalını gerçekleştirmenin hazzı.
Sevgiler…
Like this:
One blogger likes this post.